Pazartesi, Ocak 12, 2009

Juan Antonio:We are both sure that...our relation was perfect, but there was something missing.You know? Like, love requires such a perfect balance.It's...like human body

Juan Antonio: It may turn that you have all the vitamins and minerals, but if... there is minus a single, tiny ingredient... missing, like, like,like, like, ooh, like salt, for example...one dies

Christina: Salt?

Vicky Cristina Barcelona (2008)


Cuma, Ocak 09, 2009

TEREYAĞI


Hitler amca!
Bir gün bize de buyur.
Kakülünle bıyıklarını
Anneme göstereyim.
Karşılık olarak ben de sana
Mutfaktaki dolaptan aşırıp
Tereyağı veririm.
Askerlerine yedirirsin.


ORHAN VELİ KANIK

LAPACI


Ne karanlık kar bu !
Ne biçim pirinç bu siyah !
Ayaklarım donuyor
İçim öyle eziliyor ki
Bir tabak lâpa olsa şimdi
Anamın hanımelleriyle pişirdiği
Akpak ve onun elleriyle sıcak
Bir tabak lâpa olsa
Anamın pişirdiği
Bir tabak lâpa
Lâpa ...
Olmayacak da olsa
Ne güzel dua

CAN YÜCEL

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Canımda da sen varsın, gönlümde de sen. Öyle olduğu halde bu kadarcık bir şeyden dolayı benden ayrılmaya kalkışıyorsun.Kudret senin elinde, ayrılabilirsin; fakat senin bu niyetine karşılık candan özürler dilemekteyim.O zamanları hatırla ki ben put gibi güzeldim, sen de karşımda puta tapan şamana benzerdin.Bu kul sana tâbidir; gönlü, senin dileğine göre aydınlanmış, yanmıştır. Neyi “pişir, hazırla” dersen hemen “pişti, yandı bile” derim.
Ben senin ıspanağınım. İster ekşili pişir, ister tatlılı…

Mevlânâ'nın Mesnevi'sinden

Susadım


Susadım
Üç tane elma soydular, üç tane portakal
Nafile
Bir bardak suyun yerini tutmadı
Acıktım
Kuş sütü, kuru üzüm getirdiler
Nafile
Bir çimdik somunun yerini tutmadı
Seni düşündüm sevgilim şükrederek
Su gibi aziz olasın her daim
Ekmek gibi mübarek.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
"Derken bir sabah gözümüzü açardık ki damlar bembeyaz, bacalar duman püskürüyor, kar lâpâ lâpâ yağıyor. İçimizde biberli baharlı bir sıcağa, midemizde ise yükte hafif, kaloride ağır bir yemeğe kuvvetle istek var. İşte o zaman böyle derdik: - Bir tarhana çorbası içsek! “Tarhana çorbasına ufalanmış tulum peyniri ve tavada nar gibi kızartılmış zar biçimi ekmek parçaları karıştırmak âdettir. İçmesine doyum olmaz; mideye indiği zaman bütün vücuda yumuşak, okşayıcı ve canlandırıcı bir sıcaklık yayar. O kadar ki, sofradan başımızı pencereye çevirip kar tipisine sünepe sünepe, içiniz katıla katıla değil, meydan okurcasına bakmaya başlarsınız; kendinizi tam mânasiyle tok, besili ve hayat güreşine hazırlanmış bulursunuz!”

Refik Halid KARAY, Üç Nesil Üç Hayat-Karakışta Öz Türk Yemekleri

Salı, Aralık 30, 2008

Politiki kouzina/A Touch of Spice/Bir Tutam Baharat(2003)



İstanbullu bir rum olan Fanis ile büyükbabası arasında özel bir bağ vardır. Küçük Fanis'in baharat dükkanı işleten büyükbabası adeta baharat ve yemek tutkunu bir filozoftur ve hem yemekleri hem de hayatı tatlandırmak için gereken sırları bir bir açıklar Fanis'e... 1964'te ailesiyle birlikte Yunanistan'a sürgün edilen Fanis İstanbul’u, büyükbabasını ve geride bıraktığı çocukluk aşkı Saime'yi asla unutmaz. Ailesinin ısrarına rağmen mutfaktan çıkmayan ve büyüyüp dört dörtlük bir aşçı olan Fanis, yemek yapma becerisini çevresindeki insanların hayatına tat katmak için kullanır. 35 yıl aradan sonra kendine özgü yemek felsefesine sahip olan büyükbabasının ölümü üzerine Atina’dan doğduğu şehre, İstanbul'a geri döner Fanis. Tek tek anılarına dokunur, ilk aşkını bulur ve bunca yıl kendi yaşamında eksik olan baharatların farkına varır.
"Bir Tutam Baharat" aynı zamanda filmi yöneten ve senaryosunu yazan Tassos Boulmetis'in hayat hikayesinden izler taşıyor. İstanbul'da doğan ve yedi yaşında Yunanistan'a giden Tassos Boulmetis 40 yıl aradan sonra İstanbul'a döndüğünde bu filmi çekmeye karar vermiş...Selanik Film Festivali’nde 8 ödüle birden layık görülen film, Türk ve Yunan toplumlarının ortak yemek kültüründen tatlar, astronomi ve gastronomi arasındaki bağlantı, yemek, aşk, ayrılık ve yaşam üzerine keyifli bir masal anlatıyor bizlere...

"Fanis: Appetizers are similar to stories which tell of far away journey's flavours and aromas seduce your senses and prepare you for an adventurous journey. That's why the Greek word for return conceals within it the word turn, which conceals within it the word food. "

Pazartesi, Aralık 29, 2008


“Hoş, bütün dolmalarda, kabak, yaprak, domates, patlıcan, biber, balık, tavuk dolmalarında bir şaşkınlık ve memnuniyetsizlik hali vardır; bilmem bu cihete siz de dikkat ettiniz mi? Bana öyle gelir ki sebze, balık veya tavuk, hiçbiri, hatta kaz ve hindi bile dolma olmaktan memnun değildirler. Öyle içlerinin açılarak birtakım ecnebi maddeler ile tıka basa doldurulması istiklâl ve millî fikirlerini rencide ettiğinden midir, yoksa yabancılar tarafından ve izdivaç vadiyle haysiyeti ihlâl edilmiş zavallılar gibi karınları şişirilmiş ve münasebetsiz bir şekle sokulmuş oldukları için midir, ne, her cins ve her nevi dolmada muhakkak bir teessür ve tahayyür hali sezilir”
Refik Halit Karay

Cuma, Ağustos 01, 2008

Çörek





Bir varmış, bir yokmuş, yedi çocuklu bir anne varmış. Günlerden birgün, ağızları tatlansın diye çocukların, un almış, taze sütle karıştırmış, tereyağıyla yumurta da katıp bir güzel hamur yoğurmuş. Hamuru koymuş tavaya. Tavayı sürmüş ocağa. Çörek başlamış kızarmaya, kızardıkça da mis gibi kokmaya. Duyunca mis gibi kokuyu, yedi çocuğun yedisi de başlamışlar yalvarmaya(Kitabın Girişinden)

Çörek, Norveç Masalı, Ataol Behramoğlu
Gendaş Kültür / Dünya Masalları Dizisi





...

Ve bilmezdim
annemin yaşantısındaki
renkliliğin yalnızca
raflarda dizili
kavanozların içindeki
reçeller olduğunu.

Sunay Akın

Salı, Temmuz 15, 2008

KURUYEMİŞLİ YAZMA


Bir akşam kuruyemişçiye gider, kuruyemiş alırsın. "Ayrı mı olsun, karışık mı?"diye sorar satıcı. "Karışık"dersin: biraz beyaz leblebi, tuzlu fıstık, badem, Şamfıstığı (kabuklu; kabuksuzu çok pahalı), biraz da fındık-tuzla kavrulmuş. Satıcı kesekağıdını doldurur, sallar, içindekileri iyice karıştırır.Evde, kesekağıdını büyücek(yeterli büyüklükte) bir-cam- kaba boşaltır, içkini koyar, çalışma masana oturursun. Önce leblebileri teker teker ötekilerin arasından seçer, avucunda toplarsın- bir yandan yer, bir yandan içersin (-bir yandan da yazacağını düşünürsün). Kapta hiç leblebi kalmadığından emin olunca(iyice karıştırırsın kabı, emin olmak için; emin olmalısın), fıstıklara geçersin, onları da teker teker seçer, toplar, birer birer, kabuklarını kültablasına ayıklayarak yersin; onlar bitince (iyice emin ol), bademleri, onların da kabuklarını ayıklayarak(hepsi ayıklanmaz; ayıklanmayanlarını öyle, kabuklarıyla yersin; sonra Şam fıstıklarını seçer(kabuklarını tırnağınla açarak (kabukları açılmayanları yemez; kültablasına atarsın) - o arada, yazacağını düşünmeye epey uzun ara verirsin); en son da, pek sevmediğin fındıkları yersin; zaten yalnız onlar kalmıştır kapta; onları ayıklaman gerekmez- bu arada içkin de bitmiştir.Yaşamı anlamaya başlamışsındır. (-Şimdi ne yazacağını biliyorsun.)
Oruç Aruoba, de ki işte

Cuma, Temmuz 11, 2008


Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos bir gün sarayına dönerken seyyar tezgahında meze satan bir kadının yanından geçti. Ansızın sıcak çorbadan içip lahanadan da bir lokma yemeyi çekti canı. Hizmetkârlarından Anzas, açlıklarına gem vurmanın daha iyi olacağını söyledi: Saraya vardıklarında bol, doğru dürüst yiyecek olacaktı. Ona sert sert bakan Manuel, canı ne çekerse onu yapacağını söyledi. Dosdoğru satıcı kadının elindeki, sevdiği çorbayla dolu kâseye doğru ilerledi. Eğildi, çorbayı açgözlülükle içti, ayrıca bol bol da sebze yedi. Sonra cebinden bronz bir stater çıkarttı ve adamlarından birine uzattı. "Bunu bozdur," dedi. "Hanıma iki oboloi ver, diğer ikisini de bana iade etmeyi unutma!"
Bizans'ın Damak Tadı : Kokular Şaraplar Yemekler -Andrew Dalby,Kitap Yayınevi

Çarşamba, Temmuz 09, 2008



Kuniko Maeda ve Food-art çalışmaları

Le Sorcier, Rene Magritte


Young girl eating a bird, Rene Magritte

Şeftaliler üzerine yapılan belki de tek şarkı :)


Presidents of the United States of America tüm şeftali severler için söylüyor;

Peaches

Movin' to the country, gonna eat a lot of peaches
I'm movin' to the country, I'm gonna eat me a lot of peaches
I'm movin' to the country, I'm gonna eat a lot of peaches
Movin' to the country, I'm gonna eat a lot of peaches
Peaches come from a can, they were put there by a man
In a factory downtown
If I had my little way, I'd eat peaches everyday
Sun soaked in bowls just in the shade

Movin' to the country, I'm gonna eat a lot of peaches
Movin' to the country, I'm gonna eat a lot of peaches
I'm movin to the country, gonna eat a lot of peaches
Movin' to the country, gonna eat a lot of peaches

I took a little nap where the roots all twist
Squished a rotten peach in my fist
And dreamed about you woman
I poked my finger down inside, makin' a little room for a ant to hide
Nature's candy in my hand or can or a pie

Millions of peaches, peaches for me
Millions of peaches, peaches for free
Millions of peaches, peaches for me
Millions of peaches, peaches for free

Look Out!

Perşembe, Haziran 05, 2008


"Crepe Day" (La Chendaleur), Le Petit Journal'dan, Şubat 1911
O zamanlar Fransa'da 2 şubat günü Krep Günü olarak kutlanırmış. O gün sağ elinizde bir altın tutarken, sol elinizde tuttuğunuz tavadaki krebi havada salladıktan sonra yakalayabilirseniz yıl boyunca zengin olacağınıza inanılırmış :)

Salı, Mayıs 27, 2008


Kraliçe: "-Oda hizmetçim olmayı istersen, seni seve seve yanıma alırım," dedi, "haftada 2.5 lira veririm, gün aşırı da reçel."
Alice kendini tutamayıp güldü. "-Ben sizin oda hizmetçiniz olmak istemedim ki, hem reçel de sevmem," dedi.
Kraliçe: "-Çok güzel bir reçeldir," dedi.
Alice"-Öyle bile olsa, canım bugün hiç reçel yemek istemiyor."
Kraliçe: "-İstesen de bugün yiyemezsin," dedi, "dün yiyebilirdin, yarın da öyle. Gel gelelim, asla bugünün reçelini yiyemezsin burada."
Alice: "-Arada bir bugünün reçelini yeme sırası da geliyordur mutlaka," dedi.
Kraliçe: "-Hiç gelmez," dedi, "çünkü yalnız günaşırı reçelidir bu. Anladın mı?"
Alice: "-Hiç bir şey anlamadım valla,"dedi, "kafam karmakarışık oldu."
Kraliçe tatlılıkla: "-İşte geriye doğru yaşamanın sonucudur bu," dedi, "çünkü geriye doğru yaşamak başlangıçta, insanın biraz başını döndürür."
Through the Looking Glass-Lewis Carrol

Cuma, Mayıs 23, 2008


Thanksgiving, John Currin, 2003

Salı, Mayıs 13, 2008

Vatel (2000)

Olayımız 1671 yılı Nisan ayının son günlerinde Fransa, Conde Prensi'nin Şatosu'nda geçer. Maddi bir çöküntüde olan ve artık yaşlanmakta olan Conde Prensi'nin sadık ve emektar hizmetkarı François Vatel (G.Depardieu) zorlu bir görevle karşı karşıyadır. Fransa kralı XIV.Louıs'nın ilgisini çekip, Hollanda üzerine yapılacak askeri operasyondan kazanç sağlamayı uman prensin ve şatosunun geleceği kral ve mahiyetini ağırlamak için düzenlediği, üç gün üç gece sürecek görkemli şenliğin başarısına bağlıdır. Bu başarıyı getirecek olan kişi de Vatel'in ta kendisidir. Vatel şenliğin mükemmel olması için gece gündüz bir hizmetçiler ordusu ile çalışarak olağanüstü bir ziyafet menüsü ve Kralı eğlendirmek için çeşitli gösteriler hazırlar. Fakat Bu arada Vatel, bizzat kral ve kraliçenin himayesindeki Anne de Montausier'in (Uma Thurman) cazibesine kapılır. Anne de bu ilgiye kayıtsız değildir. Şenlik dolu dizgin devam etmekteyken üçüncü günün akşamı yemekte sunulacak olan balığın gelmemesi üzerine ortalık karışır...

Yapım : 2000, Fransa / İngiltere , 99 dk.
Yönetmen: Roland Joffé


Perşembe, Mayıs 08, 2008

Woman On Top-Üstteki Kadın (2000)


“Hayatınızın tadı kaçmaya başladıysa, ona bir çay kaşığı heyecan, bir tutam macera ve bir çorba kaşığı da aşk ile tat katmaya ne dersiniz?”

Brezilya'da kocası ile bir restoran işleterek yaşayan Isebella kocasının kendisini aldatması üzerine fırsatlar ülkesi Amerika'ya gitmeye ve çok iyi bir şef aşçı olmaya karar verir.Hazırladığı yemekle bütünleşerek, duygularını yemeğe katan güzeller güzeli Isebella'nın şansı yaver gider ve "Passion Food" isimli bir televizyon programı yapmaya başlar.Kocası Toninho'nun da peşinden gelmesiyle birlikte olaylar gelişir.Yemek,aşk ve tutkuyla dolu keyifli bir komedi.

Filmin hazırlık aşamalarında Penelope Cruz'un Madrid’e giderek aşçılık dersleri aldığı biliniyor.
Yapım : 2000, ABD