Cuma, Ocak 26, 2007

Yutucu


Adı Abel Webber’di ve söylentiye göre annesinin ağzından doğmuştu bir kasım sabahı. Abel buna inandı, çünkü öyle söylemişti babası daha hala küçücük bir çocukken. Doktorun ektopik hamilelik, lekeli sular ve annesinin Abel'e de geçen tuhaf ağız yapısı hakkında anlayamadığı birşeylerden bahsettiğini anlatmıştı. Abel'in çenesi bir bocurgat gibi çıtlardı ve dudak namına hiçbirşeyi yoktu, sadece yüzünü delen ve en ufak gülüşünde azı dişlerini ay ışığına tutan bir yarık.
Bazen annesinin onu öyle ulu orta kusup bıraktığı düşüncesi Abel'i deli ederdi ve evin içinde dört dönüp birşeyler yutardı. El fenerleri, saatler ve çarşaflar…
Abel, Lubbocklu bir adamın dünya rekorunu kırmak için bütün bir El Dorado'yu parça parça yemeye çalıştığını duyduğunda neredeyse yirmi yaşındaydı. Ölen adam her ne kadar başarısız olduysa da, Abel bu işte para olduğunu gördü ve hemen girişti.
Kısa zamanda bu sektörün kalabalık olduğunu, ağzına büyük ve tehlikeli, kendisinin aklına bile getirmeyeceği, çıngıraklar, kaktüsler, ekmek kızartma makineleri ve bisiklet zincirleri gibi, şeyler sokabilen yüzlerce insan olduğunu keşfetti.
Abel, seyyar bir festivalle seyahat etmeyi seçti. Bir gün kimse görmeden boya içtikten sonra izleyenlerin karşına çıkıp onlara beyaz bir fanila sundu. Bu fanilayı avcunun içinde bir tomar yapıp ağzına attı, yuttu ve nazikçe geri çıkardı. Fanila, çıktığında, örümcek ağı vitraylardan bile daha dallı budaklı desenlerle kaplıydı. Birçok insan alkışladı ama festival müdürü kaygılarını belirtti: Performans uygunsuzdu ve o fanilayı kimse satın alıp giymezdi.
Kendine güveni sarsılmayan Abel performansını karnavallarda, rodeo ve bit pazarlarında tekrarladı. Hiçbir zaman birşey satmamasına rağmen, birçok kez gereken kağıt küreği olmadığı için tutuklandı. Bu tutuklamalardan birinde polis Abel'e, birisinin onu aradığı haberini verdi. Babası ölmüştü, öyle söylediler. Polis bir de ender rastlanır jest yaparak, Abel'e, eve dönmesi için bir otobüs bileti aldı.
Cenaze töreninde, babasının vücudu kutuya tam sığmamasına rağmen, tabut açıktı. Babasının çenesi göğsüne gömülüydü. Törenin ortasında bir ara kolu tabuttan taşıp sarktı ve hafifçe sallandı. Abel babasının kolundaki saate bakarak bir tür hipnozun etkisi altına girdi. Yerinden kalktı, tabuta yürüyüp çöktü ve hıçkırıklara boğuldu. Cemaat dua etmesi için onu babasıyla yanlız bıraktı. Babasının kolunu yutmaya çalışırken dirseğinde takılıp boğulduğunuysa en son ilahi okunana kadar farketmediler.
...................................................................Stephen Ausherman

2 yorum:

asliberry dedi ki...

Ağabeyimin en uyanık geçinen ortanca kızı 7-8 yaş civarındayken bilmiş bilmiş, “ben nasıl çocuk yapıldığını biliyorum” demişti. Eşim de; “vaaaaovvv, bu gizli bilgiye bu yaşta nasıl ulaştın, ben çok geç öğrenmiştim, çok korkmuştum, sen korkmadın mı” diye sordu. Deniz’in beti benzi attı; “neden korkayım ki?” dedi, Mehmet “sana korkutucu gelmiyor mu?” diye sordu. Deniz bilgilerinden şüpheye düştü, “e nasıl oluyor ki çocuk” dedi. Mehmet’te “anneler çocuklarını kusarak doğururlar, hani biliyordun” diye dalga geçti. Çocuğu tüm gece kendine getiremedik.

Abel’in hikayesi bana o günü hatırlattı.

Çok güzeldi, teşekkürler.

Yarın tatil ya, aynı senin aşağıdaki fotoğrafındaki gibi bir masa hazırlayacağım kendime ve mutlu olacağım.

sunthing dedi ki...

Hahah:) harikaymış...
Kahvaltını etmişsindir sen şimdi, çoktan üstüne bir keyif kahvesi içiyorsundur hatta,bense yine bir poğaçayla geçiştirdim bugün de çalıştığım için. Ahh hafta içi nasıl özlüyorum evimde sakin, telaşsız uyanmayı. Sevdiğimle,harika,upuzun,gazeteli, güzel hafif bir müzikli, neşeli bir kahvaltıyı. Yarın hazırlarım ben de o masadan naapalım :)