Pazartesi, Şubat 18, 2008

"Teknede açılan bir hamur ona başarılan bir iş neşesi verir; ateşte, tavada kızaran ciğer, balık, patlıcan veya kabak ona bir musiki gibi gelir ve o, ateşte ağdalaşan aştan arada bir, parmağıyla, kaşığının ucuyla tadarak, yemeğin kıvamına geldiğini duydukça sevinir ve bunu ehemmiyetle haber verirdi. bu zamanlarda, eniştemizin yüzü, dişleri, kumral sakalı, parlak gözleri ve elinde tuttuğu kepçe veya kaşık, hep birlikte, aynı cilalanmış neşede, raflarda dizili kalaylanmış sahanlar gibi parıldardı. o, bu zamanlarda, kendini hayatının mühim bir anında ve yapmakta bulunduğu bir iyilik üzerinde duyardı. sanki, dilinden düşürmediği bir tabirle, "fisebilillah" bütün beşeriyet için yemek pişiriyor gibiydi. onu belki ırsi birtakım saikler fırınların önüne ateş kenarına, ocak başına çekiyor ve onun asıl dehası yemek pişirmek ve yanındakilere yedirmekte görünüyordu. o belki ahçı olmak için yaratılmıştı."

Abdulhak Şinası Hisar, Çamlıca'daki Eniştemiz, YKY, s:64
via
Endişeliperi

2 yorum:

endiseliperi dedi ki...

selam, gecenin bir yarısı, diğer sitelerinde dolaşa dolaşa geldim. yine gelirim.

bugün abdulhak şinasi hisar'ın başka bir kitabından not yazdım. fahim bey ve biz, daha damardan, daha karanlık, daha hoş.

şimdilik hoşçakal.

sunthing dedi ki...

Merhaba,uğradığınıza sevindim :) Yine bekleriz efenim,görüşmek üzere....